Pages

Müzisyenler Diyarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Müzisyenler Diyarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.03.2012

YILDIZ İBRAHİMOVA - Işığın Sesi





YILDIZ İBRAHİMOVA
Yıldız İbrahimova, (d. 1952, Silistre, Bulgaristan) Türk caz müziği sanatçısı. Küçük yaşta başladığı müziğe, ilk olarak Sofya Çocuk Müzik Okulu'nda piyano eğitimi alarak, ardından Sofya Müzik Lisesi'ni ve Devlet Müzik Akademisi'ni bitirerek adım atmıştır. Dört oktavlık sesi ve inanılmaz emprovizasyon kabiliyetiyle tüm dünyada tanınan, yaşayan en iyi doğaçlama yeteneğine sahip kadın caz sanatçılarından biri olarak bilinir.
Bir konserinde orkestrasız 3 saat boyunca doğaçlama acapella performans sergilemiştir.

( Işığın Sesi...
en beğendiğim albümü. favorimmdir ...)

27.03.2009

Hakan Ali Toker kimdir ?


"Hakan Ali Toker kimdir? Eğlence adına sanatın
göz ardı edildiği, sanat adına eğlencenin anlamınıyitirdiği bir çağda
ortaya çıkmış en güzelçözümlerden biridir. hem bir konser piyanisti,
hem bir showman; hem geçmişin en nadide
geleneklerini su yüzüne çıkaran, hem de bunlara
en şaşırtıcı yorumları getiren bir fikir, gönül ve
beceri adamı. Geçmişte Beethoven ve Liszt gibi
müzik devlerinin doruğa ulaştırdığı, bugün
unutulmaya yüz tutmuş olan klasik müzikte
doğaçlama geleneğini yaşatan dünyada sayılı
sanatçılardandır. Konser sırasında dinleyicilerden
topladığı her stilden, her kültürden melodiler
üzerine anında sahnede yeni besteler türetebilme
yetisi, insanları şoke etmektedir. Her Hakan Toker
konseri, aynısı tekrarlanmayacak olan, geçtiği
zamana, yere ve bulunan insanlara göre şekillenen
bir olaydır. İnteraktif, mizah ve sürpriz dolu; eski
ve yeniyi, doğu ve batıyı, sanat ve eğlenceyi
birleştiren bir yolculuktur."


internet adresi: http://hakanalitoker.com
myspace adresi: www.myspace.com/hakanalitoker
Hakan Ali Toker MP3  leri dinlemek ve indirmek için şarkı isimlerine tıklayın. 
Hakan Toker mp3lerinin devamı için sanatçının sitesinde mp3 bölümü incelenmeye değer . http://www.hakanalitoker.com/t_samples.html

6.01.2009

Aşık İhsani (Asalaklar) Halk Şiirinde Yeni Bir Söylem




Aşık İhsani,1930 yılında Diyarbakır'da doğdu, kaz çobanlığından pamuk işçiliğine , amelelikten , maden işçiliğine kadar çok farklı işlerde çalıştı. 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikası'na işçi olarak girip,Güllüşah ile tanışan ve onunla evlenen İhsani'nin yaşamı bundan sonra tam anlamıyla bir aşıklık yaşamıdır. Anadolu'yu köy köy dolaşan İhsani ve Güllüşa,birlikte türküler söylediler, halk şiirinin yayılmasına katkıda bulundular, halk türkülerinin svilmesine yardımcı oldular.
Ancak Aşık İhsani'ye asıl kimliğini veren olgu , onun TİP'e katılmasıdır. "Bir halk ozanı olarak halkımın gören gözü,söyleyen dili, işiten kulağı olmam gerekir. "sözleri ,bilinçlenmesinin niteliğini göstermektedir. Halk şiirini yeni bir içerikle sunan Aşık İhsani'nin şu sözleri , şiirlerindeki keskin söylemin sebeplerini gözler önüne sermektedir:"Halk ozanı görevlidir.Görevi ona halkı vermiştir, devletin bir memura verdiği görev gibi.Ve o halkına karşı sorumludur, bir ana çocuklarına karşı ne kadar sorumluysa... Ozan halka karşı canlı-cansız her şey ile savaşmalıdır. Bir şahinin karga sürüsünü dağıttığı gibi dağıtmalıdır halkının önünden kara bulutları . Yürümelidir halkının sıcak yanına ...Suyun toprağa yürüdüğü gibi..."
Güllüşah'la birlikte halk şairi gibi köy köy , kent kent dolaş Aşık İhsani'nin yerini artık mitinglerde , konserlerde, insanları coşturan , onlara günlük yaşamdaki baskıları , eşitsizliklerin sebeplerini ve çözümlerini sunan bir Aşık İhsani almıştır. Beslendiği halk şiirini iyi bildiği için de hem şekil hem de içerik açıdan bir bütünlük kurmayı başarmıştır Aşık İhsani. Başka bir deyişle sadece sloganları arka arkaya sıralama hatasına düşmemiştir. Kimi eserlerinde anlatılmak istenenin dolaylamalarla ,imgelerle anlatılması da bunun bir sonucudur.
Aşık İhsani elinde sazı ve gür sesiyle hatırlanır birçok kişi tarafından.
Onu ön plana çıkaran unsurlarda bunlardır kuşkusuz.Ancak o dönemlerde bir ayrıntıya daha dikkat çekmek gerekiyor. O da , Aşık İhsani'nin şiirlerinin belli aralıklarla " Fasiküller" halinde çıkarılmasıdır. Başka bir deyişle sadece politik türküler okuyan bir ozan değil, aynı zamanda , nitelikli şiir özelliği taşıyan üreten biridir Aşık İhsani . Onun bu yönü bir çok gazete tarafından karalanmak istenmiştir. O dönemin tanıkları , gazetelerde , " aslında Aşık İhsani'nin bu şiirleri yazacak kapasitede olmadığını, bu şiirlerin Aziz Nesin tarafından yazılıp onun eline sıkıştırıldığı" haberlerinin cıktığını hatırlayacaklardır. Oysa Aşık İhsani'nin yaratıcılığının ilk ipucları, Güllüşah'la birlikte olaştığı ve geleneksel halk şiirleri özelliklerini taşıyan şiirlerde taşımaktaydı.
Bugüne kadar birçok plak yapmış olan Aşık İhsani , şiirlerini "Ağalı DÜnya" , "Yazacağım"ve "Bakalım Hele" isimli kitaplarda yayınladı. "70'lerde son dönem halk şiirlerini ele aldığı "Ozan Dolu Anadolu " adlı bir incelemesi de bulunmaktadır.
Albümleri : Haydi benim Türkiyelim, Taban Uyanıyor, Balta, Bıçak kemikte, SEn Ey Savcı, Yakındır, Satılmış, Üç kişi bir Tabuttayız,Biz Varız.

11.12.2008

Vicente Amigo




Vicente Amigo 1967 Sevilla dogumlu. Sekiz yaşındayken kendisine ilk gitarı hediye edilir. Juan Muñoz (El Tomate) ve Merengue de Córdoba onu flamenko müziği ile tanıştırırlar. Vicente Juan Muñoz ve Merengue de Córdoba ile birlikte küçük salonlarda çalmaya baslar. Manolo Sanlucar ile 5 yıl çaldiktan sonra, El Pele ile birlikte "Poeta de Esquinas Blandas (Yumuşak Köselerin Şairi)" albümünü çikarır. 1989 yılında kariyerini tek başına sürdürmeye karar verdikten sonra, Festival Nacional del Cante de las Minas de la Unión'a katılıp gitar dalında birincilik ödülünü alıyor. Ardından da Extremadura Uluslararasi Yarışmasını kazanır. Flamenko gitarının en iyi temsilcisi olduğuna inanılınca, Mayıs 1989'da Cordoba Ulusal Flamenco Yarışması'nda Ramón Montoya ödülüne layık görülür.

Camarón de La Isla ile birlikte "Soy Gitano (Çingeneyim)" albümünde çalan Vicente Amigo, 1991'de Bob Dylan, Keith Richards, Phil Manzanera, Joe Cocker gibi isimlerin de katıldığı Sevilla'daki Uluslararası "Leyendas de la Guitarra (Gitar Efsaneleri)" festivalinde Paco de Lucía ile birlikte, flamenkonun temsilcisi olarak katılır.

Aynı yıl ilk solo albümü " De Mi Corazón Al Aire (Yüreğimden Göğe)" yayınlanır. Ardndan Rafael Alberti'ye adadığı "Concierto Flamenco Para Un Marinero En Tierra (Karadaki Bir Denizci için Flamenko Konseri)" albümünü çıkarır. Martinica 92 festivalinde Stanley Jordan ile aynı sahneyi paylaştıktan sonra Milton Nascimento, Wagner Tiso, Al Di Meola, Joáo Bosco gibi isimlerle birlikte çalışmaya başlar. 1995'de ikinci albümü olan, Paco de Lucia ile de ortak çalıştığı "Vivencias Imaginadas (Hayali Deneyimler)" müziksevenlerle buluşur.

Iki yıl sonra da üçüncü albümü "Poeta" raflarda yerini alır. 1998 Nisan'inda En Iyi Flamenko Sanatçisi ve En Iyi Flamenko Bestecisi dallarında Ispanyol Müzik Ödüllerini alan Vicente Amigo, 1998'de Jose Merce'nin "Del Amanecer (Safaktan)" albümüne gitarıyla eşlik eder ve Ispanyol Ulusal Balesi için "Poeta" albümünü sahneler. 1999 Nisaninda ise "En Iyi Flamenko Bestecisi" dalında yeniden Ispanyol Müzik Ödülünü alır.

Vicente Amigo Japonya, Fas, Tunus , Fransa , Italya, Portekiz, Almanya, Belçika, Hollanda, Küba gibi dünyanin dörtbir yanında sayısız konser verir.

2000 yilinda profesyonel kariyerine büyük prestij getiren "Endülüs Madalyas" ile ödüllendirilen sanatçi aynı yılın Ekim ayında, kendisine Latin Grammy ödüllerinde "En Iyi Flamenko Albümü" ödülünü kazandıran "Ciudad de Las Ideas (Fikirler Kenti)"ni çıkarır. Bu albümle Ispanya'nin en önemli ödüllerinden Premio Onda'yi da alan Vicente Amigo, Cordoba sehri tarafindan "Şehrin oğlu" ünvanı ile ödüllendirir.

2004 yılı boyunca sayısız konser veren sanatçı, dünyaca ünlü isimlerin albüm kayıtlarında yer alırken kendi solo albümü "Un Momento En El Sonido"'yu tamamlar. Latin Grammy'lerinde bu albümüyle de aday gösterilen Vicente Amigo, Rotterdam'daki Nordsea Caz Festivali'nde Metropol orkestrasıyla beraber farklı kompozitörler tarafından düzenlenmiş kendi sarkılarının yeni halleriyle büyük ilgi görür.

Temmuz 2006'da Hollanda'daki en büyük ödüllerden biri olan Edison ödülleri'nde Dünya Müzigi (World Music) kategorisinde ödül alır....Vicente Amigo bir virtüöz olarak, Ispanyol köklerini ve flamenkoyu, dünya'ya yeniliklere tasiyarak daha çok dinleyiciye ulaştırır.





2.10.2008

Tanju Duru'yu kaybettik



Tanju Duru hayatını kaybetti
Niğde'de Demirkazık Dağı'nda tırmanışın ardından dönüş yolunda düşen Ezginin Günlüğü grubunun eski gitaristi ve amatör dağcı olan 45 yaşındaki müzisyen Tanju Duru, yaşamını yitirdi. Duru, Akçay Geçidi'nde ayağının kayması sonucu yaklaşık 200 metrelik uçuruma yuvarlandı. Olay yerine giden AKUT ekipleri müzisyenin cesedini buldular.

İnternette haberleri gezinirken Tanju Duru'yu kaybettik haberini duyunca çok üzüldüm.
Allah rahmet eylesin. Müzisyenimizi rahmetle ve sevgiyle anıyoruz.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=8536



Üniversite yıllarında ‘Ezginin Günlüğü’ne dahil olarak, grubun 1984-1990 yılları arasında çıkarttığı 5 albümde yer alan Tanju Duru, evinde kurduğu donanımla çeşitli belgeseller ve filmlere müzikler hazırladı, albümler kaydetti. Ardından 1999’da Durukayıt Stüdyosu’nu kurdu. Burada Türkiye’nin popüler müzisyenlerinin albümlerini kaydeden Duru, Yazı Tura Filmi’nin müziklerini bir albümde topladı. Duru, Mehmet Güreli’den Pinhani’ye, Bülent Ortaçgil’den Ayşe Tütüncü’ye kadar çok sayıda müzisyene albümler kaydetti. Duru, bu birikimini 2007’de 3 şarkının yanı sıra çeşitli belgeseller için yazılmış tema müziklerinin yer aldığı ‘Duru Zamanlar’ albümünde topladı. Doğasever ve özgürlüğe düşkün kişiliğiyle tanınan Duru, Karadeniz ve İran’da çok sayıda tura katıldı. ‘Barışa Pedal’ hareketinde aktif rol alıp yurt turuna çıkan Duru, mütevazi kişiliğiyle tanınıyordu.

2007'de çıkardığı "duru zamanlar albümünü kişisel web sitesinden dinleyebilirsiniz.
http://www.tanjuduru.net/duru/page2.html





Raylar boyunca akıp akıp gidiyor nehir
Akıp gidiyor raylar akşam boyunca

Camdan bakıyoruz ülkeyle ben bir de çocukluğumuz
Demir köprüden hızla geçip gidiyor tren

Uçsuz kırların ucu akşama karışıyor
Başaklar savruluyor kırlar boyunca

Camdan bakıyoruz ülkeyle ben bir de çocukluğumuz
Demir köprüden hızla geçip gidiyor tren

22.08.2008

Ajda Pekkan 2008 Aynen Öyle





Dün Bursa'dan Ajda rüzgarı esti . Hem de püfür püfür. Albüm tanıtım konserlerinden biri.
Albümün adı ve açılış şarkısı AYNEN ÖYLE.
Boomp3.com


Şarkı nasıl mı ? Ajda bu albümde Sezen Aksuyla çalışmış. Ve bildiğimiz Ajda şarkılarıyla bir ilgisi yok bence. Hatta bu şarkıyı başka biri söylese dinlemeyeceğim bir şarkıda olabilr. Ama söyleyen süperstarsa bana bu şarkıyı bile dinletti.

Bu albümde benim en çok beğendiğim Can Gidiyor oldu. Ama Hiçbirşey eskisi gibi olmaz, Gerisi Hikaye ve Söz de fena değil.

Boomp3.com

Boomp3.com

Nette gezinirken http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=122848 bu adresi buldum. Aynen öyle albümüyle ilgili yorumunu sizinle de paylaşmak istedim.


Konunun sonunda süperstardan dinlemeyi çok sevdiğim eski bir şarkıyı size dinletmek istiyorum izninizle.Ajda Pakkan 'ın 1977'de seslendirdiği Viens Dans Ma Vie (Baksana Talihe de aranjesi)

Boomp3.com


4.08.2008

Celtic Woman

İrlanda’lı Méav Ní Mhaolchatha, Órla Fallon, Lisa Kelly, Chloë Agnew, Máiréad Nesbitt ve Yeni Zelandalı Hayley Westenra’dan oluşan bir ekip olan Celtic Woman, geleneksel Keltik şarkılarını modernize ederek yorumlayan bir topluluk.İlk albümleriyle Amerika’da Platin Plak alan ve Bilboard dergisinin dünya listelerinde haftalarca 1 numarada kalan Celtic Woman, önüzümdeki günlerde yayımlanacak olan yeni albümleri ‘A New Journey’ ile başarısını perçinlemeyi hedefliyor. “Beyond the Sea”, “The Prayer”, “Scarborough Fair”, “Over the Rainbow” gibi unutulmaz aşk şarkılarının yer aldığı albümde ayrıca “Dúlaman”, “At the Ceili”, “Caledonia”, “Mo Ghile Mear” gibi geleneksel İrlanda şarkıları da bulunuyor.

www.celticwoman.com



Discover Celtic Woman!



Discover Celtic Woman!



Discover d'goya!

28.06.2008

America_A horse with no name

1970'de Amerika'da kurulmuş Amerikalı folk-rock grubudur.İlk albümleri America yada horse with no name 'dir.http://en.wikipedia.org/wiki/America_(band)


Discover America!



On the first part of the journey 
I was looking at all the life 
There were plants and birds and rocks and things 
There was sand and hills and rings 
The first thing I met was a fly with a buzz 
And the sky with no clouds 
The heat was hot and the ground was dry 
But the air was full of sound 

I've been through the desert on a horse with no name 
It felt good to be out of the rain 
In the desert you can remember your name 
'Cause there ain't no one for to give you no pain 
La, la ... 

After two days in the desert sun 
My skin began to turn red 
After three days in the desert fun 
I was looking at a river bed 
And the story it told of a river that flowed 
Made me sad to think it was dead 

You see I've been through the desert on a horse with no name 
It felt good to be out of the rain 
In the desert you can remember your name 
'Cause there ain't no one for to give you no pain 
La, la ... 

After nine days I let the horse run free 
'Cause the desert had turned to sea 
There were plants and birds and rocks and things 
there was sand and hills and rings 
The ocean is a desert with it's life underground 
And a perfect disguise above 
Under the cities lies a heart made of ground 
But the humans will give no love 

You see I've been through the desert on a horse with no name 
It felt good to be out of the rain 
In the desert you can remember your name 
'Cause there ain't no one for to give you no pain 
La, la ...




27.06.2008

Lenny Kravitz



26 Mayıs 1964'de Amerika'da dünyaya gelen Lenny Kravitz, televizyon heber programcısı Sy Kravitz ve oyuncu Roxie Roker'ın tek oğluydu. 1974'te ailesiyle Los Angeles eyaletine taşınan Kravitz, Kaliforniya Çocuk Korosu'na girdi. Bu arada gitardan klavyeye kadar bütün müzik aletleri üzerinde eğitim aldı, Beverly Hills'te, şu an müzik dünyasında önemli yere sahip olan isimlerle sınıf arkadaşlığı yaptı. Daha sonra şarkıcı, Lisa Bonet ile tanıştı. Çift, Los Angeles'ta dünya evine girdi. Bir sene sonra da çocukları Zoe dünyaya geldi.
Biyografinin devamı BURDA.

Lenny Kravitz canlı konserini izle, şarkılarını dinle, biyografisini oku ve resimlerine bak. Adres mi BURADA.

En beğendiğim şarkılarından 2 tanesini de size dinleteyim.



Discover Lenny Kravitz!





Discover Lenny Kravitz!

22.06.2008

Tanju Okan Belgeseli

Doğum 27 Ağustos 1938
Doğum Yeri İzmir / Türkiye
Ölüm 23 Mayıs 1996
Etnik Köken Türk
Müzik Türü Pop müzik
Etkin Olduğu Yıllar 1961 - 1995


boomp3.com

Benim en iyi dostum içkim sigaram
Onlar da terkederdi olmasa param
Canım kadar yakınım el oldu şimdi
Dünyada dost denilen kelime yalan

Tanju okan Belgeseli 1.BÖLÜM




Tanju Okan Belgeseli 2.BÖLÜM

Tanju OKAN

Hayatıİlköğrenimini Manisa'da, lise öğrenimini Balıkesir'de tamamladı. Daha sonra İtalya'da şan eğitimini alarak Türkiye'ye döndü. İlk önce, 1961'de, Ankara'da profesyonel müzik hayatına başlasa da bir yıl sonra İstanbul'a döndü. 1964'te Milli Orkestra'yla (Erol Büyükburç ve Tülay German ile bu sırada tanışmıştır) Balkan Müzik Festivali'ne katıldı. 1964'te 'İbibikler Öter Ötmez Ordayım' isimli ilk plağı Sahibinin Sesi firmasından yayımlandı. Bu sırada Nur Erbay'la hayatını birleştirdi, Tansu ismini verdikleri bir oğulları dünyaya geldi. Bu evlilik yaklaşık 8 ay sürdü.
1960`ların sonundan itibaren Ş.Akannaç ve Nino Varon`un yazdığı Hasret (1970), Tuğrul Dağcı`nın yazdığı Koy Koy Koy (1972), Mehmet Teoman`un yazdığı Kadınım (1974), Güzin Gürman'ın yazdığı Öyle Sarhoş Olsam ki (1972) parçalarıyla geniş kitlelerce tanınır oldu. Bütün Şarkılarım albümü 1975'te çıktı. İkinci evliliği de 1976`da gerçekleşti, 14 ay sürdü. 1980'de 'Yorgunum' albümü Kent firmasından piyasaya çıktı. 1995'te Marş Müzik'ten çıkan 'İşte Tanju Okan 95' son albümü oldu.
Siroz hastalığına yakalanan Tanju Okan, 1995'te İzmir'in Urla ilçesine yerleşti. Kısa bir süre sonra hayatını kaybetti. Vasiyeti üzerine Urla`daki İskele Kabristan`ına gömüldü. Bu ilçede bir Tanju Okan Parkı ve Tanju Okan Heykeli bulunmaktadır. Alkole düşkünlüğüyle bilinen Tanju Okan için kederli sesiyle, düşkün fakat şikayet etmeyen tavrıyla samimi, gerçek bir sanatçı olduğu ölümünden sonra sık sık söylendi.(kaynak. Vikipedi)

boomp3.com


boomp3.com

boomp3.com

27.02.2008

Fado

19. yüzyıldan günümüze kadar uzanmış bir Portekiz halk müziğidir.Fado, Portekiz dilinde kader ya da alın yazısı anlamına geliyor. Fado'nun kökenini; ekmek paralarını kazanmak için açık denizlere giden ancak çoğunlukla evlerine sağ olarak dönemeyen Portekizli denizcilere eşlerinin ya da sevdiklerinin yaktığı ağıtlar oluşturuyor. İşte bu yüzden kökeninde acı ve özlem duygusu var Fado'nun. Ölüme ve ayrılığa duyulan bir isyan var.
Zamanla gelişen ve kendi kimliğini kazanan Fado'nun orjinal biçimine kavuşmasında Afrika, Arap ve İber yarımadası müziklerinin de büyük bir etkisi olmuş. İlk Fado kayıtları, 1910’lu yıllarda Lizbon'da yapılmaya başlanmış ve bu kayıtlar Fado müziğinin tüm dünyada yaygınlaşması ve tanınması yolunda önemli bir adım olmuş. Klasik Fado dediğimiz tür; Klasik gitar ve 12 telli Portekiz gitarı eşliğinde yorumlanıyor. Ancak günümüzde Fado icracıları daha farklı enstrumanlardan da yararlanıyorlar.
Fado şarkılarını okuyan solistlere "Fadista" deniliyor. Gelmiş geçmiş Fadistaların en ünlüsü ve en ustası ise hiç kuşkusuz Amalia Rodrigues'dir. Adı neredeyse bir efsane haline gelen Amalia Rodrigues, Fado denildiğinde akla ilk gelen kişi. Onun dışında Dulce Pontes, Mariza, Christina Branco ve Mafalda Arnauth'da önemli Fado yorumcuları olarak tanınmaktalar.
Tüm zamanların en ünlü fado şarkıcısı hiç şüphesiz Amalia Rodrigues'tir.
(Edith Piaf nasıl Fransa'nun sembolü olduysa Amalia 'da Portekiz'in sembolüdür. 'Portekiz'İn Sesi' ona yakıştırılmıştır. 
Hep siyahlar giyerek sahneye çıkmıştır.
Her türlü acıyı ifade edebilen inanılmaz güzellikte, berraklıkta mezzosoprano bir sesi vardır.
Bu müzikle tanışmak ve  Fado'nun kraliçesi Amalia Rodrigues'i dinlemekisterseniz(daha önce fado dinlemediyseniz 
mutlaka dinleyin. Beğeneceğinize eminim.)   
aşağıdaki linke tıklayarak  onun şarkı kayıtlarını izleyebilirsiniz

http://www.youtube.com/results?search_query=Amalia+Rodrigues&search=Search









18.02.2008

Üç kez gömülen Haydn


Haydn üç kez gömülen ilk ve tek bilinen bestecidir.Nasıl mı ?
31 mayıs 1809' da ölen Haydn st. stephen katedralinde yapılan devlet töreninin ardından (ki Mozart'ın requiem'i eşliğinde yapılmıştır) devlet başkanlarının mezarlığı olan Hundsthurmer'e gömüldü. Ancak vasiyetinde Eisenstadt'taki Esterhazy prensleri cenaze şapeline gömülmek istediği yazdığından ve o sırada fransız işgali sebebiyle siyasi gerginlik olduğundan ancak 1820'de isteği yerine getirebildi ve Viyana'daki mezarı açıldı.Ancak tabuttan bestecinin kafası çıkmadı. Adli tıp kafasının öldükten hemen sonra kesilmiş olduğunu doğruladı. Haydn'ın kafatası kişinin ruhsal yetenekleri ile kafatası ölçüleri arasında bir bağ olduğuna inanan ve kafatası koleksiyonu olan Viyanalı Johann Nepomuk Peter'da çıktı.Peter, Esterhazy ailesine gerçekten ileri yaşta ölmüş bir erkeğin kafatasını verince bunun Haydn'a ait olduğu düşünüldü ve besteci için yeniden bir cenaze merasimi düzenlendi.

Ancak her şey bununla bitmedi. Peter ölmeden önce gerçek Haydn'ın kafatasının o olmadığını iddia etti ve yerini itiraf etti. Bu kafatası elden ele dolaştı ve sonunda Viyana'da "society of music" derneğinin oldu. Yerel hükümetin baskısı üzerine dernek kafatasını iade etti ve 5 haziran 1954'te haydn'ın vücudu 145 yıl sonra başına yeniden kavuştu.
Bu açıdan Haydn üç kez gömülen ilk ve tek bilinen bestecidir.

17.02.2008

Emin İgüs_Bu Dünya Bir Pencere_

Göçmen kuşlar gibiyiz, onlar üzerinden geçtikleri, şehir midir, dağ mı göl mü, dere mi, bilmez, bilemez... Geçip gittiğimiz bu dünyanın ne olduğunu biz, göçmen kuşlar gibi göremeyiz, bilemeyiz. Şehirler, ırmaklar, göller.. kuşlar için bir pencere, bu dünya bizim için bir pencere, bu dünya bir pencere, her gelen bakar gider..



Dereler akar gider
Taşları yıkar gider
Bu dünya bir pencere
Her gelen bakar gider

Dere akar bulanık
Köpüğünden alalık
Ha bu ışıklı dünya
Oldu bize karanlık

Gidelim değirmene
Öğütelim unları
Güneşe çevirelim
Bu karanlık günleri






Emin İgüs'ü tanımayıp kimdir diye merak edenler olabilir? Onlar için kısa bilgi verelim

Emin İgüs, Ezginin Günlüğü grubunun kurucularındandır. Opera eğitimi almış ve müzik çalışmalarını Ruhi Su Dostlar Korosu'nda devam ettirmiştir. Ezginin Günlüğü'nün Seni Düşünmek, Alagözlü Yar, Bahçedeki Sandal ve Ölüdeniz adlı albümlerinde vokalist ve besteci olarak yer almıştır. 1992'de gruptan ayrıldıktan sonra çalışmalarını solo olarak yürütmüş ve 2002 yılında Bu Dünya Bir Pencere adlı bir albüm çıkarmıştır. Berrak sesi ve türküleri özgün yorumuyla dinleyenlerin hayranlığını kazanmıştır. Halen çalışmalarını Nazım Hikmet Kültür Merkezi Müzik Topluluğu bünyesinde sürdürmektedir.





1-Deryalar 8:47
2-Keklik Idim Vurdular 4:19
3-Üç Telli Turnam 3:58
4-Yıldız Dağı 8:41
5-Bu Dünya Bir Pencere 7:30
6-Keten Gömlek Filfili 3:39
7-Ağlama Yar Ağlama 7:14
8-Gam Elinden 4:55

TIKLAYIN.

http://emnyi.8.forumer.com/viewtopic.php?t=10

Blogumuzda yayınlanan bu mp3 ler tanıtım amaçlıdır.Lütfen 24 saat içinde siliniz.

16.02.2008

STUDİO SENKRON

STUDİO SENKRON Bayrampaşa Tel : 0 535 391 95 62

Amatör ruhların profesyonel projelerle buluşma fırsatı geldimi dersiniz !!! Güzel şarkılar profesyonel atmosferde kayıt edilmeli. Eğer birgün hayallerinizi gerçekleştirmek isterseniz buralarda olucaz. Başarılar.. Atakan KARA

http://www.herkesdinlesin.com/studio_sound


Değerli arkadaşım başarılarının devamını diliyorum. Yolun açık olsun.
Ati'den Sensizde Yaşanıyor'u dinlemenizi tavsiye ediyorum.Mutlaka dinleyin :)

21.12.2007

Yaşamaya Dair

Annesinin Duyguları ile Fazıl Say

Fazıl Say ne zaman gündeme gelse telefonlarım arka arkaya çalar. Yakın uzak çevremden ya da basından ararlar. Fazıl Say’ı yetiştirip, dünyaya hediye ettiğimi söyleyerek beni kutlarlar. Böyle sözleri yüzlerce değil binlerce defa duydum. Bu sözlerden anne olarak gurur duyuyorum ama ikna olmadan.

Çünkü düşünüyorum da, Atatürk kurtuluş savaşından hemen sonra ülkede taş üstünde taş yokken, konservatuarı kurmasaydı, burada ders verecek hocaların Avrupa da yetişmesini sağlamasaydı. Bir Türk konservatuarında Türk hocalar tarafından yetiştirilen yetenekli öğrencilere çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmayı hedef olarak göstermeseydi, bugün bir Fazıl Say’ımız olamazdı. Bu nedenle Fazıl Say söylendiği gibi benim değil, Atatürk’ün dünyaya bir hediyesidir.

Çağdaşlığı sembolize eden klasik müzik sanatçıları ülkelerinin tanıtımında büyük rol oynuyorlar. Örneğin Fazıl Say, Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika ülkelerinde yılda ortalama 150-200 konser veriyor. Bu konserlerde Türkiye’nin aydınlık yüzünü temsil ediyor. Bir Türk sanatçısı olarak dakikalarca ayakta alkışlanıyor, övgüler, ödüller, madalyalar alıyor... Bu yolla ülkesine çağdaş dünyada saygınlık kazandırıyor. Böylesi bir saygınlığı ve hayranlığı, siyasetçilerimiz, futbol takımlarımız veya milyonlarca dolar harcayarak hazırlanan tanıtım programlarımız ile elde etmek mümkün değil.

Çağdaş ülkeler bu özellikteki sanatçılarına teşekkür olarak, onların heykellerini, büstlerini yaptırıyor, caddelere sokaklara adlarını veriyorlar. Oturdukları evleri, cafeleri müze haline getiriyorlar. Finlandiya’ya gidenler bilir. Her tarafta Sibelius vardır. Ülkede gezerken Finlandiyalıların bu sanatçılarına ne kadar müteşekkir olduklarını hissedersiniz.

Norveç’in yegâne ünlü sanatçısı Grieg için de durum aynı. Norveçli bir arkadaşıma “Grieg’e bu kadar saygı neden?” diye sormuştum. ”Krallar ve başbakanlar ölüp gidiyor, Greig öleli 100 yıl oldu ama hala eserleri bütün dünyada çalınıyor, hala ülkemize saygınlık kazandırıyor” demişti.

Çağdaş dünyada durum böyleyken Fazıl Say’a son günlerde yüzlerce kişiden gelen, tepki olarak yazılan sözde yorumlara, AKP siyasetçilerinin uluorta konuşmalarına bakıyorum da, utanıyorum. Ülkemizin yetiştirdiği değerlerin kıymetini bilmemek ne kadar ayıp. Biz sanatçımıza olmayacak tutumlar sergilerken, başka ülkelerin kıymetini bilmesi ne kadar acı.

Aslında Fazıl Say “bakanların eşleri türbanlı, dışlanıyoruz, ülkeyi terkederim” diyerek dünyanın gözünde AKP hükümetinin çağdaşlık notunu düşürmüş. Dünyanın dikkatini AKP’nin ortaçağ karanlığına yönelik siyaseti üzerine çekmiş. Bu nedenle türbandan beslenen siyasetçilerimizin karizmaları epeyce çizilmiş olmalı ki, ağzı olandan tutun da, Kültür Bakanına kadar herkes konuşmuş.

Bu da bir çeşit mücadele şekli bence... Örneğin Sayın Orhan Bursalı Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde “ Fazıl Say dünya basınına yaptığı bu açıklamalarla, dünyanın dikkatlerini Türkiye'deki yönetime, siyaset anlayışına, uygulamalarına çekiyor! Onları bir başka açıdan ülkeye bakmaya çağırıyor! “ diye yazıyor.
Gerçekten öyle. Mücadele sadece Türkiye’de oturmakla olmaz ki.. Fazıl Say dünyanın her yerinden sesini yükseltebilir, mücadelesini sürdürebilir.

Kaldı ki, tanıdığım kadarıyla oğlum, kastedilen anlamda Türkiye’yi terketmez. AKP Hükümetinin ortaçağ ve türban sevdası nedeniyle, Ülkesinden soğumaz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Kendi adıma, yaşamı boyunca, her zaman olduğu gibi, olabildiğince uzun sürelerde Türkiye’de bulunmaya çalışacağına inanıyorum. Aksi olsaydı, Türkiye’yi terk ediyor, onu daha az görebileceğim diye en çok üzülen ben olurdum.

2001 yılında klasik müziği okullara taşımak, çağdaş müziği Anadolu’da yaygınlaştırmak, kendisi gibi yetenekli çocukların yetişmesine katkıda bulunmak gibi projelerle ve ümitlerle Amerika’daki evini satıp, Türkiye’ye gelmişti. Ne yazık ki, bu çalışmaları yapabilecek ortamı bulamadı. Tersine Okullardaki müzik derslerinde ilahi okutulacak bir anlayışla karşılaştı. Bence daha verimli olacağı bir ortama gitmeyi düşünmeye hakkı var. Çağdaşlığın simgesi haline gelmiş bir aydın olarak, ülkesindeki çağdışı gidişatlara tepki göstermesi de doğal.

Fazıl Say bugüne kadar devletten maddi-manevi hiçbir destek almadı. Hiçbir talepte de bulunmadı. Kendisinin kırmızı pasaport talebi de olmadı. 16 yıl yurt dışında yaşadı. Yurt dışında yaşayan bütün vatandaşlarımız çifte vatandaşlık elde etmeye çalıştı. Fazıl Say, özellikle genç yaşlarında iken sabahın 3 den itibaren, yağmur altında, kar soğuğunda visa kuyruklarında bekledi. Gümrüklerden geçerken sinir krizleri geçirdi. Yinede başka bir ülkeden çifte vatandaşlık almadı.

Halen, 19 yıl süren vize sıkıntılarına alışmış olarak Türk kimliğiyle seyahat ediyor, Türk kimliğiyle konserler veriyor, ödüller, madalyalar alıyor, fahri unvanlar elde ediyor. Böylece dünya müzik repertuarlarına Türk adını yazdırıyor. Yine de Fazıl Say için pasaportun rengi önemli değil. Üzerinde ay-yıldız olsun yeter.

Yabancı basına verdiği bu demeçlerden dolayı oğlumu kutluyor, ülkenin çağdaşlaşması adına ona sahip çıkan tüm aydınlarımıza, basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum.

11.11.2007

Aydın Esen'le Söyleşi

AYDIN ESEN/ Kim demiş çağdaş müzikte elektroniğin öldüğünü!





"Ben buradayım diye bağıran melodi anlayışı 40 yıl önce devrini tamamladı. Şimdi eserin her noktasında beliren, lineer, horizontal melodiler kullanılıyor. Benim çalışmalarımda da melodi bir taraftan kulağınıza çarpıverir, duyar ya da duymazsınız" diyor Aydın Esen. Elektroniğin müzikte gereklilik olduğunu savunuyor. Caz ve çağdaş müzik sularının gözü pek kaşifi Esen, 2006 Eylülü'nde iki albüm birden yayımladı: "Light Years" ve "Extinction" İki albüm toplam 3 saat 10 dakika yenilikçi, elektronik müzik içeriyordu. Geçmiş tecrübelerin ışığında zırhımızı kuşanıp, kapısını çaldık. Dehasından bahsedince yelkenlerini suya indiren, müziğini irdelemeye başlayınca kılıcını çeken Esen'le yeni albümlerini konuştuk. Nice cenk oldu, başımızı kurtardık ama kan kaybı müthişti!



Müzik dinleme alışkanlıklarımızda, algılama ve değerlendirme biçimimizde köklü değişim yapmaya kararlısınız anlaşılan. İki albümün aynı anda yayımlanmasıyla bir tür süpernova patlaması etkisi yaratmaya mı çalıştınız?



- Dinleyici açısından böyle bir etki yaratabilir, benim herhangi bir patlama yaratma niyetim yok. Müzik yüzlerce yıldır bir değişim içinde, ben de bu değişim sürecinin bir parçasıyım. Müziğim kendi ortamında, doğal bir şekilde ilerliyor. Zaman zaman ortaya çıkacak, patlamalar yapacaktır. Yaratacağı etki, dinleyicisine göre değişecektir. Dinleyicisiyle etkileşime girecektir. Onun enerjisiyle beslenecektir.



Web sitenizden öğrendiğimize göre, Extinction adını verdiğiniz bir müzik platformu oluşturmuşsunuz. Amacı nedir bu platformun, iki yılda kimler katıldı, neler yaptınız?

- Extinction, benim çalışmalarımı Amerika'da yayımlayan bir plak firması. New Orleans'ta yaşayan eski arkadaşlarımdan Richard Harth'la 20 yıldır bir plak firması kurmayı düşünüyorduk. Sonunda bu düşünceyi hayata geçirdik. Extinction'ın kapısı yeni müziğe, seslere, sanatçılara da açık. Firma bu müziği büyük tanıtım kampanyalarına, reklama girmeden yayımlayacak, meraklarına sunacak.



Ağır gelmesin diye ikiye böldük


Light Years'ın albüm kapağındaki notlarda Signal X adını taşıyan bir müzik atölyesinden bahsediliyor. İsim olarak, Avrupa-ABD arasındaki ortak telekomünikasyon kodunu seçmenizin özel bir nedeni var mı, bu atölye dışa açık bir yapı mı?



- Bu isim en genel anlamıyla müzik ürettiğim, kaydettiğim elektronik ortamı simgeliyor. Kişisel, mobil atölyem. Signal X kimi zaman evimdeki çalışma odam, enstrümanlarım. Kimi zaman kayıt stüdyosu. Yolculuktaysam bilgisayarım, aletlerim. Herkese açık değil, sadece dostlarıma açık.



Eşiniz Randy Esen'le Kemerburgaz'da kurduğunuz Hayart devam ediyor mu?



- Hayart, sanatla ilgilenen ve akademik çalışma arayışında olmayan, her yaştan kişiye yönelik bir atölye. Randy yoğun olarak vokal dersi veriyor. Modern dans, resim dersleri de veriliyor. Ben de hafta sonlarında, fırsat buldukça, çok kabiliyetli çocuklarla çalışma yapıyorum.



Light Years ve Extinction'da ne tür yaklaşım farkları var?



- Aslında bu soruyu Richard Harth'a sormakta yarar var. Aralarında büyük yaklaşım farkı olduğu söylenemez. Extincion aslında Light Years'ın uydusu gibi bir çalışma. Belki sizin dünyanızda, üç CD'lik bir albüm fazla gelir diye düşünmüştür, bu nedenle iki albüme bölmüştür.



Dinleyiciye ağır gelebileceğini, sindirim sorunu yaşayabileceğini mi düşünmüş yani?

- Belki sindiriminizi zorlayabilir, belki kesenizi. Who knows?



Müziğimi kavramanız biraz zaman alacak


Geçmişte çoğunlukla grup müziğini tercih ederken, yeni albümlerde soloya yönelmenizin özel bir nedeni var mı?



- Ne yazık ki bunlara solo albüm diyemezsiniz. Gelecek nesiller için yazılan bu müziği kavramak biraz zamanınızı alabilir. Bu albümlerde kayıt ekibi, 165 kişilik orkestra var. Yani solo diyemeyiz.



Her türlü akustik sesin laboratuvar ortamında üretildiği bir çağda, teknolojinin tüm olanaklarını kullanarak iki albüm kaydetmişsiniz. CD kapaklarında, 165 kişilik orkestranın adını, kayıt yerini, tarihini göremedim. Anladığım kadarıyla albümlerinize "solo" dememi hakaret gibi yorumladınız ama sizden başka kimsenin adı geçmiyor.

- Bu albümde farklı zamanlarda kaydedilmiş akustik sesler, orkestralar var. Adı önemli değil orkestranın. Şarkıcılara, arkalarında kimin çaldığını soruyor musunuz? Bu kayıtların elektronik müziğin içine geçirilmesi, 20 dakikanın içine ses kesitleri olarak dağıtılması, ikisinin aynı ortamda barınabilmesi önemli. Yani albümü ben yapmış olabilirim. Ama bunun solo olarak değerlendirilmesi bana hiç hoş gelmiyor. Belki geçen yıl yayımlanan Diyalogo albümüme solo çalışma diyebiliriz. Bunlara değil.



2001'deki Timescape albümü için konuştuğumuzda "Senfonik orkestranın bile ses açısından geri kaldığı bir çağda elektroniğin müzikte neden ve nasıl kullanılması gerektiği konusunda tezleri olan bir çalışma bu" demiştiniz. Timescape'de akustik çalgılar, elektronikler kadar ön plandaydı. Neredeyse tamamen elektronik diyebileceğimiz iki yeni albüm, gerekliliğin ötesinde, müzikte elektronik zorunluluğunun deklarasyonu olarak algılanabilir mi?

- Gerekliliğin sadece benimle alakalı olmadığını, bu konuda yalnız olmadığımı gördüm zaman içinde. Daha öğrenmem gereken çok şey var tabii. Çalışmalarım elektronik seslerin müzikte gereklilik olduğunun sinyalini veriyor, zorunluluk diyemeyeceğim. Çünkü bunun kanıtlarını şu anda sunmakta güçlük çekerim. Müziğimin çok uzun yol katettikten sonra ulaşılan yerlerde kendini bulduğunu söyleyebilirim. Medyum gibi yarın ne olacağını size söyleyemez ama yarın için ışık tutabilir. Ciddi müziğin yanı sıra seslere duyulan aşk da önemli. Belki de müziğin içindeki sesler yerine, seslerin içinde ne kadar ciddi müzik var diye bakmalıyız artık konuya. Birçok besteci bu boyutta bakamadı konuya. Müziğin içinde elektronik var, ama müziğin ses evreninin elektronikle bittiğini söyleyemem.



Önce ilim irfan edinin, sonra beni dinleyin!

Besteci İlhan Usmanbaş, elektronik müziğin dünyadaki öncülerinden Bülent Arel'in çalışmalarını anlatırken "sesler çevrenizde uçuşan renk toplarına dönüşür" diyor. Stravinski'nin "Müzik göz içindir" sözünü hatırlatıyor. Müziğinize yaklaşımda bir ip ucu olabilir mi bu açıklama, sesleri, renklerle ilişkilendirir misiniz?

- Bu çok güzel bir değerlendirme. Kesinlikle benim müziğimin de görsel yönleri olduğunu söyleyebilirim. Gözünüzü kapatmanız gerekmez bu yönünü algılamak için. Ama bir kolaj yaratma, renklerin öpüştürülmesi çabası değil yaptığım. Sıradan dinleyicinin kavrayamadığı anlar olabilir, soyut resim karşısında da aynı duygu yaşanır kimi zaman. Yine de bir akış olduğunu fark edecektir. Tabii akış konusu, programlı müziği çağrıştırıyor. Program ise benim müziğimle pek bağdaşmıyor.



Bülent Arel birçok ekipmanı kendi üretmişti. Siz ekipman yapar mısınız?

- Herhangi bir çalgı yapmadım. Yanlış hatırlamıyorsam, vefatından kısa süre önce beni aramıştı. Sadece dostlarıma verdiğim bir kaydı dinlemiş, çok heyecanlanmış, bu heyecanını benimle paylaşmıştı.

Amerikalı besteci Edgar Varese'e, İtalyan Luciano Berio'ya bile elektronik müziğin inceliklerini öğreten Bülent Arel'in çalışmalarını bugün bulmak neredeyse imkansız. İcra edilememesi nedeniyle bu müziğin çağını kapadığı düşünülüyor. Böylesine vefasız bir yolda yürümek sizi endişelendirmiyor mu?
- O dönem, 20-30 yıllık çalışmalar bizim önümüzde çok kapı açtı. Değişiklikleri çok zor benimseyen bir dinleyici kitlesine karşın üretildi bu müzik. Ancak zamanını doğru algılayan bir girişim değildi. Çok içerikli, derinlikli değildi. Ses ve armonik zenginliği arzu ettiğimiz düzeyde olamadı. Varese'in avantajı armonik dünyasını zengin tutmasıydı. Armonik dünyanın, seslerin dağılımımın müzikte çok önemi vardır. Elektronik müziğin çağını kapadığı doğru değil. Vefalı davrananlar var bu müziğe. Vefasız olan sizin ülkeniz.

Yani şu anda ayağınızı bastığınız topraklardan, Türkiye'den bahsediyorsunuz değil mi?
- Ben dünya vatandaşıyım. Sadece Türkiye'de değilim. Yolumda yürüyorum, yalnız değilim, umutsuz değilim. Dünya, "barok bitti, yaşasın Mozart, hayır Mozart kötüymüş, iyi ki Beethoven çıktı" diyen tiplerle dolu. Operalardan başını kaldırmayan, komik bir dinleyici kitlesiyle kuşatılmışız. İstediğinde müziğe dönüp bakan, tatil gibi canı çektiğinde ilgilenen bu kitlenin kendini rahat hissetmesi için her şey yapıldı bugüne kadar.

Yeni eserlerimi web sitemde bulabilirsiniz

Eserlerinizi yazıya aktarıp bir kenarda saklar mısınız, eserinizi seslendirmek isteyen bir dinleyici kapınızı çalsa, ses kaydını değil, partisyonlarını verebilir misiniz?
- Çoğunun yazılı kopyaları mevcut. Olmayanların partisyonunu hazırlamak sorun değil. Tamamen kontrolüm altında olmak koşuluyla, eserlerimin yeniden seslendirmesini yapmak mümkün.

Light Years ve Extinction repertuvarını konsere taşımayı düşünüyor musunuz?
- Böyle bir fırsat çıkarsa, neden olmasın?

Web sitenize çalışmalarınızdan örnekler koymuşsunuz. Albüm yayımlamak yerine siteyi geliştirip, müzik paylaşım platformuna dönüştürmeyi düşünüyor musunuz?
- Richard Harth'la bunu düşündük. MP3'ün ses kalitesi tartışmalı. Yine de yüksek nitelikli kayıt yapmak mümkün. Ayrıca internet üzerinden müzik paylaşmanın imkanlarını geliştirmek de mümkün. Eskisi gibi albüm yayımlamaya devam edeceğim. Bununla birlikte, çok yakında, CD yayımlamadan, sadece internetten eserleri yayımlamaya başlayacağız.
(Serhan Yedig / 24 Eylül 2006 / Hürriyet)

Kişisel web sayfası: http://www.aydinesen.com/