Pages

Türk Halk Müziği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk Halk Müziği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.03.2012

ALTIN TABAKTA VİŞNE NOTA - MP3





14.03.2009

Bahçada Yeşil Çınar Celal Güzelses

Celal Güzelses BURADA çok güzel anlatılmış Ben de (ç)alıntı yapmak istedim .

Taşplak kayıtlarından benim diyen tenorlara parmak ısırtacak sesiyle
hem içli, hem içrek; uzun havalarla bezediği türkülerini söylediğinde dinlemelere doyulmaz bir kişi.
Başka bir aleme doğru hem giden hem götüren bir nakil vasıtası notalar ve tınılar üzerinden.
Durgun ve pes girişlerin ardından gelen crescendoların her biri bir acaip şekilde işliyor içlere, içerilere.
Bazen saplanıyor çok ince bir çelik iğne kayganlığında,
bazen deliyor lönk diye dikilen bir bayrak direği cesaretiyle.
Derledikleri bir türlü, söyledikleri bin türlü.
Türkü mü onun içinden geçiyor, o mu türkünün içinden, ben hiç anlayamadım.
Belki de o söylerken ağladığım gibi hiç ağlayamadım.
O her ne kadar ağlama yar dese de.

Zarf ile mazruf arasında da bir tutarlılık olmalı ama değil mi canım?

Hiç yani.


DAHA FAZLASI BURADA.

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=celal+guzelses&nr=y&pt=guzel+ses

CELAL GÜZELSES

Esas ismi Mehmet Celalettin olan Celal Güzelses'in Babası Derviş hasanın vefatı ile Annesi Latife Hanım tarafından mahalle mektebine verilir. Birinci Dünya savaşı yıllarında Rüştiyenin lav edilmesi ile öğrenimini tamamlayamaz. Okula giderken 1913'ten 1921'e kadar Ulu Cami'deki müezinlik görevini devam ettirir.


1931 yılında Karındaş Mahmut'un Diyarbakır şivesini taklit ederek doldurduğu plak halktan oldukça tepki alır. Celal Güzelses bu plağı olan tepkisini dile getirerek İstanbul'a plak doldurmaya gider.

Celal Güzelses Bayandırlık bakanı Feyzi Pirinççioğlu'nun ısrarıyla 1917'de bir tesadüf sonucu tanıştığı Mustafa Kemal Paşadan "Şark Bülbülü" ünvanını alır. 1934 yılında soyadı kanunun kabulu ile soyadını sesinin güzel oluşundan alır.

Celal Güzelses 22 haziran 1943 tarihinde Diyarbakır halk musiki cemiyetini bir kaç arkadaşı ile birlikte kurar. 1950'de cemiyete yapılan resmi ödenekler ve belediye yardımlarının kesilmesi üzerine cemiyetten ayrılır. 1956 yılında kendisinden ayrılan arkadaşlarının yıldız kulubünde toplanmasıyla Celal Güzelses sarsılır. Ulu cami baş müezzinliği için vilayete başvuruda bulunur. Bu görevi 1956 yılından vefatına kadar (1 Şubat 1959) devam eder.

Vefatına Diyarbakır halkı çok üzülür. Naaşı Ulu Camii'den eller üzerinde ilahi ve tekbirlerle Şeyhi Zeki Efendi'nin metfun bulunduğu kabrinin alt kısmına vasiyeti üzerine defnedilir.

(ALINTI. türküler.com ) 









BAHÇADA YEŞİL ÇINAR

Bahçada yeşil çınar
Boyun boyuma uyar
Ben seni gizli sevdim
Bilmedim alem duyar

Aman gülüm nananay
Top kaküllüm nananay
Nanay kibar yarim
Nay nanay ay nay

Bahçalarda gül varı
Var git ellerin yari
Sen bana yar olmazsın
Yüzüme gülme bari

Aman gülüm nananay
Top kaküllüm nananay
Nanay kibar yarim
Nay nanay ay nay

7.03.2009

Hekimoğlu Derler Benim Aslıma ÖYKÜ



HEKIMOĞLU DERLER BENIM ASLIMA

Hekimoğlu derler benim aslıma
Aynalı martin yaptırdım da Narinim kendi neslime

Martin denilen eski bir tüfek, yani adalet.
Martin taşırmış o da diğer yiğitler gibi.
Üstelik de martinin aynalısı. Öyle ki kundağına bak
Resmini gör, ayna gibi. Bir kere yaman şeydir martin.

Omuzuna astın mı dehşeti yayılır, bastın mı tetiğine düşmanı
serer. GerÇi Köroğlu "Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu" demiş.
Niye? Kim icat etmiş tüfeği? Bolu Beyi.
Yeke yek Köroğlu'nun üstesinden gelemeyince,
Çıkıp da dağlara yaslanamayınca, işi tüfeğe dökmüş.
Uzaktan, pusudan. ışte ne yapabilirse. Hoş Ordu'nun,
Fatsa'nın ağaları da bundan farklı değil.
Salihli'de, BohÇaarmut'ta, Çitlice'de ve öteki köyler de
sarılmıştır silaha. Zulüm iÇin, ha!. Yoksul ağzını aÇmasın,
hakkını istemesin. Ama tüfek icat olsa da, hak haktır.
Hekimoğlu, "Aynalı martin kendi neslime yaptırdım"
der. Nesli topraksız, kendi Çoban, devir de eski.
Hekimoğlu'nu 'hekimoğlu' yapan
ağanın gaddarlığı, kendi yiğitliği.

Hekimoğlu derler benim aslıma
Aynalı martin yaptırdım da Narinim kendi neslime
Hekimoğlu derler ufak bir uşak
Bir omuzdan bir omuza Narinim on arma fişek
Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu dediğin de Narinim aslan yürekli
Konaklar yaptırdım döşeyemedim
ünye Fatsa bir oldu da Narinim baş edemedim
ünye Fatsa arası ordu da kuruldu
Hekimoğlu dediğin Narinim o da vuruldu

Kim bu Hekimoğlu? Neden mi ortaya Çıktı? Ağa kalıntılarına
Sorarsanız Hekimoğlu rezilin rüsvanın biridir.
ıffetsizin, kanun kaÇağının biri.

Köylüye sorarsanız iş değişir. Hekimoğlu merttir, yiğittir,
fukaranın malına dokunmaz, kimsenin ırzına el sürmez, hakkı hukuku gözetir.

Fatsa'nın Yassıtaş Köyü'ndendir. Sekiz on yaşlarında iken anası
ölmüş, babası zaten kendi geÇiminden aciz. Böyle olunca, yol ağa kapısına
aÇılır, ağaya boyun eğecek, kulluk edecek. Babasının yürek bağı
incelmiştir ama care ne ola yoksulluk bu. ışte Hekimoğlu, Hekimoğlu
olmadan önce böyle bir Çobandır. Onu "Hekimoğlu" yapan ağanın gaddarlığı
ve bir de kendi yiğitliği olur. Ağa katı yürekli, aksi, o
nu bir saniye bile boş koymaz. Tarlaya git,Çift sür, darı Çapala,
davar güt, ağaÇ kes, atları yemle, yani nerede ne iş varsa koş
hem de karın tokluğuna.

Hekimoğlu' nun iÇinde bir toprak özlemi "Ah be bir iki parÇa tarla
da benim olsa, şöyle ekip dikip yetirsem, evim barkım olsa, Çoluk Çocuğa
karışsam,ambarım dolu olsa" Böyle giderse sonu ayaz, ne evi olur ne karısı,
ne ambarı. Kalkar bir gün "ısteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki
yüzü" deyip toprağa olan hasretini ağaya Çıtlatır. Kıyamet kopar. Halis
Ağa'nın zaten iki yüzü dünden kara, vermez toprağı ve araları daha bir bozulur.
Halis Ağa dayağı Çoğaltır, sesini yükseltir, işleri artırır. Yüreğindeki
toprak özlemi daha da artar. Bir de Narin'in sevdası eklenir buna. Narin de
Narin, güzel,sevimli, alımlı, Çalımlı bir kız ki bir de alÇak gönüllü. Tutar
Hekimoğlu bir daha varır ağasının yanına "Ağam iki parÇa tarla ver bana,
senin tarlan Çok, malın mülkün gani ben dersen tarla takım hak getire". Ağanın
tepesi atar; "sen kim tarla kim? Çoluk Çocuk sana ne gerek, iki Çıplak
bir hamama yakışır" der. Ağzını aÇıp gözünü yumar. Çobanın sevdasına da
kalayı basar. Tekme tokat kovarlar evden.

Hekimoğlu "yeter artık" deyip dağların yolunu tutar. Aynalı
martini omzunam asar, tetiğe basar. Nice zalim haksız varsa köşe bucak kaÇar
Hekimoğlu'ndan. Halis Ağa'nın tepesi atar. Kese kese altınlar kiralık katillerin
Ermine yollanır, öteden beriden adam aranır. Hekimoğlu'nun namı da
dağları tutar. Çitlice'den Belalan'a, Sarıhalli'den Gürgent Yaylası'na kadar
iÇindeki toprak hasreti Narin'in sevdasına karışır yoğrulur ve zalimlere
olan kini bin beter büyür.

Bu sefer işi Aslan Ağa'ya havale ederler. Aslan Ağa derseniz eli
Uzun Zaptiye katında hatırlı, bir dediği iki olmuyor, "Ne yapıp yap
Hekimoğlu'nun işini bitir" derler. "Paraysa para, adamsa adam, malsa mal". Aslan
Ağa'nın güveni ise Zaptiye'de. Kendi önde zaptiyeler arkada düşerler
dağlara, şura senin bura benim deyip gezerler, ama boş. Köylerden adam tutarlar
parayla. Ne zaman ki Hekimoğlu geÇer oradan, haber uÇar zaptiyeye.
Zaptiyeler at kovar, haberin geldiği köye. Bir yandan ünye tarafı tutulur, bir
Yandan Ordu. Bir kış gecesinde sararlar Hekimoğlu'nu. Sararlar ya
Hekimoğlu vuruşa vuruşa yarar Çemberi, ama yine de kurtulamaz. ünye sırtında yeniden
kıstırılır, vuruşur. Aynalı martini bir yana, kendi bir yana düşer
kavga sonunda. Atın terkisine bağlayıp getirirler ölüsünü.

Düşmanları bayram yapar, halk sessiz. içten içe üzülenler göz yaşı
döker. Kimi de bir şeyler mırıldanır, giderek büyür mırıldanmalar ve
sonunda türkü olur, dökülür dudaklardan.

ekmek ve adalet

Şehmuz Karadağ

6.01.2009

Aşık İhsani (Asalaklar) Halk Şiirinde Yeni Bir Söylem




Aşık İhsani,1930 yılında Diyarbakır'da doğdu, kaz çobanlığından pamuk işçiliğine , amelelikten , maden işçiliğine kadar çok farklı işlerde çalıştı. 1957 yılında Uşak Şeker Fabrikası'na işçi olarak girip,Güllüşah ile tanışan ve onunla evlenen İhsani'nin yaşamı bundan sonra tam anlamıyla bir aşıklık yaşamıdır. Anadolu'yu köy köy dolaşan İhsani ve Güllüşa,birlikte türküler söylediler, halk şiirinin yayılmasına katkıda bulundular, halk türkülerinin svilmesine yardımcı oldular.
Ancak Aşık İhsani'ye asıl kimliğini veren olgu , onun TİP'e katılmasıdır. "Bir halk ozanı olarak halkımın gören gözü,söyleyen dili, işiten kulağı olmam gerekir. "sözleri ,bilinçlenmesinin niteliğini göstermektedir. Halk şiirini yeni bir içerikle sunan Aşık İhsani'nin şu sözleri , şiirlerindeki keskin söylemin sebeplerini gözler önüne sermektedir:"Halk ozanı görevlidir.Görevi ona halkı vermiştir, devletin bir memura verdiği görev gibi.Ve o halkına karşı sorumludur, bir ana çocuklarına karşı ne kadar sorumluysa... Ozan halka karşı canlı-cansız her şey ile savaşmalıdır. Bir şahinin karga sürüsünü dağıttığı gibi dağıtmalıdır halkının önünden kara bulutları . Yürümelidir halkının sıcak yanına ...Suyun toprağa yürüdüğü gibi..."
Güllüşah'la birlikte halk şairi gibi köy köy , kent kent dolaş Aşık İhsani'nin yerini artık mitinglerde , konserlerde, insanları coşturan , onlara günlük yaşamdaki baskıları , eşitsizliklerin sebeplerini ve çözümlerini sunan bir Aşık İhsani almıştır. Beslendiği halk şiirini iyi bildiği için de hem şekil hem de içerik açıdan bir bütünlük kurmayı başarmıştır Aşık İhsani. Başka bir deyişle sadece sloganları arka arkaya sıralama hatasına düşmemiştir. Kimi eserlerinde anlatılmak istenenin dolaylamalarla ,imgelerle anlatılması da bunun bir sonucudur.
Aşık İhsani elinde sazı ve gür sesiyle hatırlanır birçok kişi tarafından.
Onu ön plana çıkaran unsurlarda bunlardır kuşkusuz.Ancak o dönemlerde bir ayrıntıya daha dikkat çekmek gerekiyor. O da , Aşık İhsani'nin şiirlerinin belli aralıklarla " Fasiküller" halinde çıkarılmasıdır. Başka bir deyişle sadece politik türküler okuyan bir ozan değil, aynı zamanda , nitelikli şiir özelliği taşıyan üreten biridir Aşık İhsani . Onun bu yönü bir çok gazete tarafından karalanmak istenmiştir. O dönemin tanıkları , gazetelerde , " aslında Aşık İhsani'nin bu şiirleri yazacak kapasitede olmadığını, bu şiirlerin Aziz Nesin tarafından yazılıp onun eline sıkıştırıldığı" haberlerinin cıktığını hatırlayacaklardır. Oysa Aşık İhsani'nin yaratıcılığının ilk ipucları, Güllüşah'la birlikte olaştığı ve geleneksel halk şiirleri özelliklerini taşıyan şiirlerde taşımaktaydı.
Bugüne kadar birçok plak yapmış olan Aşık İhsani , şiirlerini "Ağalı DÜnya" , "Yazacağım"ve "Bakalım Hele" isimli kitaplarda yayınladı. "70'lerde son dönem halk şiirlerini ele aldığı "Ozan Dolu Anadolu " adlı bir incelemesi de bulunmaktadır.
Albümleri : Haydi benim Türkiyelim, Taban Uyanıyor, Balta, Bıçak kemikte, SEn Ey Savcı, Yakındır, Satılmış, Üç kişi bir Tabuttayız,Biz Varız.

Halk Şairi Kime Denir ?( ÇAĞIN SANIĞI )

"Halk şairi ; hayatı ,insanları ,her yönüyle tanıyabilendir. Halk şairi kaga derken , yürümeyi tarif edebilendir. Halk şairi ;kavga derken kavganın yöntemlerini bilebilendir. Halk şairi ; emekçiyi ve emeğin değerini bilerek , anlayarak gösterebilendir. Halk şairi ; toplumu mahveden yoz ve kokuşmuş ,uyuşturucu emperyalist sanata karşı durabilendir , onu yerden yere çalabilendir. Emek üretimle oluşan materyalist felsefeye sahip olabilendir. Halk şairi ; özgürlüğe giden yolu bulabilen , zamanın ve geleceğin sorumluluğunu sırtında taşıyabilendir. Halk şairi ; kültürü kendi sanatıyla geliştirebilendir. "


"Ozanlar sadece var olanı olduğu gibi sunmak ya da günlük koşulları şiirlere ,türkülere taşımakla yetinmez ,hoşnutsuzluk yaratan durumların ortadan kaldırılmasının yollarını da yeni dünya görüşleri ışığında insanlara duyuranlardır. "


YAZACAĞIM BU CAN TENDE
DURANA DEK YAZACAĞIM
EŞİTSİZLİK ZİNCİRİNİ

KIRANA DEK YAZACAĞIM


(AŞIK İHSANİ)